<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss  xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" 
      xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" 
      xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" 
      xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" 
      version="2.0">
<channel>
<title>Tuncay Gündüz</title>
<link>https://tuncaygunduz.dr.tr/</link>
<atom:link href="https://tuncaygunduz.dr.tr/index.xml" rel="self" type="application/rss+xml"/>
<description>Nöroloji, MS ve nöroimmünoloji üzerine — bir hekimin ve bir yazarın defteri.</description>
<generator>quarto-1.9.38</generator>
<lastBuildDate>Mon, 27 Jul 2026 21:00:00 GMT</lastBuildDate>
<item>
  <title>İlk defter yazısı</title>
  <dc:creator>Tuncay Gündüz</dc:creator>
  <link>https://tuncaygunduz.dr.tr/posts/Defter/ilk-defter-yazisi.html</link>
  <description><![CDATA[ 




<p>Yine çok koştum bu hafta. Başımın arkasına koşulu koşum, iki karnıma inen kırbacını pek bir hevesle vurdun. Hiç acıması olmaz mı insanın? Biliyorum gideceğim yeri zaten, bu acelen ne? Beş dakika erken, on dakika geç, yetişecek her şeye zaten yetişmedim mi şimdiye kadar? …….. Yoksa yetişemedim mi yeteri kadar? Mutlu edemedim mi bekleyenleri? Edemedim belli ki koşturuyorsun beni dörtnala!</p>
<p>Hatırlar mısın geçenlerde şaşkınca duraladığımız göl kenarını? Suya baktığımızda gördüğümüz ama tanıyamadığımız siluetleri. Nasıl da kırıştı göz kenarlarım? Tekrar düzelir mi dersin? Iııı ıh. Düzelmez! Anlayabildin mi beni niye koşturduğunu peki hiç, düşündün mü azıcık? Biraz yavaş gitsek düşeceğiz sanki? Biraz dursak bir daha hiç koşamayacağız sanki? Hayatın bazen susmak bazen konuşmak, bazen oturmak bazen kalkmak, bazen soğumak bazen ısınmak olduğunu unuttun gitti! O göl kenarında suya bakarken, her dalganın yüzümü gıdıklamasını, her şıpırtının içimi titretmesini, her üfürüğün kulağımı ürpertmesini seyrederken, benim ben olduğumun farkına varırken, koştuğum anların nicesine değmemiş miydi? Hep böyle olsa(m) keşke!</p>



 ]]></description>
  <guid>https://tuncaygunduz.dr.tr/posts/Defter/ilk-defter-yazisi.html</guid>
  <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 21:00:00 GMT</pubDate>
</item>
<item>
  <title>MS otoimmün bir hastalıktır, peki otoimmün hastalık nedir?</title>
  <dc:creator>Tuncay Gündüz</dc:creator>
  <link>https://tuncaygunduz.dr.tr/posts/Klinik/MS/ms-otoimmun-bir-hastaliktir-peki-otoimmun-hastalik-nedir.html</link>
  <description><![CDATA[ 




<p>İnsan vücudu oldukça hassas dengelere uyarak çalışıyor. Pek çok farklı sistem kendi içinde işlevlerini yürütürken, bir yandan da diğer sistemlerde işleyen süreçlere uyum sağlayarak bir bütünü oluşturuyorlar. Bunu aslında bir fabrikaya da benzetebiliriz. Bu fabrika kendi enerji sağlama, soğutma, depolama, materyalleri işleme, taşıma ve daha pek çok alt birimden oluşuyor, ama hepsinin nihai işlevi işbirliği yaparak fabrikanın görevini yerine getirmesini sağlamak.</p>
<p>İşte insan vücudunda iş gören pek çok sistemden birisi de bağışıklık sistemi (immün sistem). Vücudumuz aslında anne karnından dış dünyaya çıktığımız ilk andan itibaren yalnız kalmıyor. İrili ufaklı pek çok türde mikroorganizmalar (bakteri, virüs vd.) vücudumuza girmeye başlıyor. Bazı bakteriler belli bölgelere yerleşip bizimle yaşamaya başlıyor. Bu sırada hem kendileri hayatta kalıyor hem de yaşadığı vücuda çeşitli faydaları dokunuyor (kommensalizm). Ama bütün mikroorganizmalar iyi niyetli değiller. Bazıları da girdiği vücuda saldırıp yok etmek derdinde. İşte tam da bu nedenle vücudumuz bu kötü niyetli canlılara karşı iyi bir önlem alamasaydı eğer, işlevlerini ve hayatını sürdüremezdi.</p>
<p>Aslında bağışıklık sistemi oldukça akıllıca iş görüyor. Temel olarak iki farklı şekilde çalışıyor. İlki olan doğal bağışıklık sistemi mikroorganizmanın cinsine bakmaksızın hepsini tanıyor ve yok etmeye çalışıyor. İkincisi ise adaptif bağışıklık sistemi. Bu sistem bir kez istilacı ile karşılaştığında onu hafızasına alıyor ve kendini bir sonraki karşılaşmaya hazır hale getirecek hücreler üretiyor. Böylece bir sonraki karşılaşmada çok daha etkili bir savunma yapabiliyor. Zaten aşılar da bu şekilde iş görüyor. Bu sistem iyi çalışırsa eğer, insan hayatı boyunca bu istilaları başarılı bir şekilde bertaraf edip hayatını sürdürebiliyor.</p>
<p>Ancak bazen bu sistem yolunu şaşırıp, küçük istilacılar yanında, kendinden olan hücreleri yabancı zannedip reaksiyon verebilir hale gelebiliyor. Bu durumun neden olduğu tam olarak bilinmese de, anne ve babadan geçen kalıtsal özellikler, kişinin yaşadığı çevresel şartlar sonucunda günün birinde bu durum ortaya çıkabiliyor. Bu hastalıklara örnek verirsek, eğer bu hedef hücre sözgelimi pankreastaki insülin üreten adacık hücreleri ise o zaman diyabet hastalığı, eğer eklemlerimizdeki sinovyal hücreler ise romatoid artrit ya da cildimizdeki pigment hücreleri ise vitiligo gibi hastalıklar ortaya çıkıyor. İşte bağışıklık sisteminin kendi hücrelerine reaksiyon vermesi bu nedenle oto - (kendi) immün hastalık olarak isimlendiriliyor.</p>
<p>MS hastalığı da işte bu şekilde bir otoimmün hastalık. Bağışıklık hücreleri reaksiyon göstermemesi gereken beyin ve omurilikteki hücrelere reaksiyon gösterince minik iltihap alanları (plaklar) oluşuyor ve kişide bazı nörolojik belirti ve bulgulara neden oluyor. Bu arada MS dışında sinir sistemini etkileyen pek çok otoimmün hastalığın olduğunu da ekleyelim.</p>



 ]]></description>
  <category>MS</category>
  <guid>https://tuncaygunduz.dr.tr/posts/Klinik/MS/ms-otoimmun-bir-hastaliktir-peki-otoimmun-hastalik-nedir.html</guid>
  <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 21:00:00 GMT</pubDate>
</item>
<item>
  <title>Multipl sklerozun (MS) keşfi</title>
  <dc:creator>Tuncay Gündüz</dc:creator>
  <link>https://tuncaygunduz.dr.tr/posts/Klinik/MS/multipl-sklerozun-kesfi.html</link>
  <description><![CDATA[ 




<p>Multipl skleroz (MS) ilk olarak 158 yıl önce yani 1868 yılında Fransız nörolog ve nöropatolog Jean-Martin Charcot (1825-1893) tarafından tanımlandı. İlk MS hastası da o zaman tanı aldı. Tabii ki o dönemlerde şimdiki tıbbi görüntüleme ve diğer teknolojiler yoktu. Bu nedenle Doktor Charcot, belli başlı belirgin nörolojik şikayetlerle yaşadıktan sonra ölen kişilerin beyin ve omuriliklerini incelediğinde normalden daha sert plak oluşumları olduğunu keşfetti. Ayrıca bu plakların içine mikroskop ile baktığında, özellikle sinir liflerinin (aksonlar) etrafını saran koruyucu kılıfların (miyelin kılıfları) hastalanmış olduğunu gördü. Sonrasında ise bu hastalığa Fransızca “<strong>sclérose en plaques</strong>” yani <strong>“sert plaklar”</strong> ismini verdi. Bununla beraber aynı plakların İskoç patolog Robert Carswell (1838) ve Fransız anatomist Jean Cruveilhier (1841) tarafından çok daha önceleri ayrı ayrı tanımlandığını ve yayınlandığını da unutmamak gerekir. Fakat her yönü ile MS’i ilk tanımlayan ve literatüre kazandıran kişi J.M. Charcot olmuştur. Sonraki yüzyıl ise MS hastalığının doğasını ortaya çıkarmaya ve tedavisini bulmaya adanmış ömürlere şahit olacaktır.</p>
<p><strong>Okuma önerileri</strong></p>
<p><a href="https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC6262215/">One hundred and fifty years ago Charcot reported multiple sclerosis as a new neurological disease</a></p>
<p><a href="https://pmc.ncbi.nlm.nih.gov/articles/PMC3064755/">Jean-Martin Charcot: The Father of Neurology</a></p>
<blockquote class="blockquote">
<p><strong>“Disease is very old, and nothing about it has changed. It is we who change, as we learn to recognize what was formerly imperceptible.”</strong></p>
<p>“Hastalık çok eskidir ve onda hiçbir şey değişmemiştir. Değişen biziz — eskiden fark edilemeyen şeyleri tanımayı öğreniyoruz.” J.M. Charcot</p>
</blockquote>



 ]]></description>
  <category>MS</category>
  <guid>https://tuncaygunduz.dr.tr/posts/Klinik/MS/multipl-sklerozun-kesfi.html</guid>
  <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 21:00:00 GMT</pubDate>
</item>
</channel>
</rss>
