İlk defter yazısı
Yine çok koştum bu hafta. Başımın arkasına koşulu koşum, iki karnıma inen kırbacını pek bir hevesle vurdun. Hiç acıması olmaz mı insanın? Biliyorum gideceğim yeri zaten, bu acelen ne? Beş dakika erken, on dakika geç, yetişecek her şeye zaten yetişmedim mi şimdiye kadar? …….. Yoksa yetişemedim mi yeteri kadar? Mutlu edemedim mi bekleyenleri? Edemedim belli ki koşturuyorsun beni dörtnala!
Hatırlar mısın geçenlerde şaşkınca duraladığımız göl kenarını? Suya baktığımızda gördüğümüz ama tanıyamadığımız siluetleri. Nasıl da kırıştı göz kenarlarım? Tekrar düzelir mi dersin? Iııı ıh. Düzelmez! Anlayabildin mi beni niye koşturduğunu peki hiç, düşündün mü azıcık? Biraz yavaş gitsek düşeceğiz sanki? Biraz dursak bir daha hiç koşamayacağız sanki? Hayatın bazen susmak bazen konuşmak, bazen oturmak bazen kalkmak, bazen soğumak bazen ısınmak olduğunu unuttun gitti! O göl kenarında suya bakarken, her dalganın yüzümü gıdıklamasını, her şıpırtının içimi titretmesini, her üfürüğün kulağımı ürpertmesini seyrederken, benim ben olduğumun farkına varırken, koştuğum anların nicesine değmemiş miydi? Hep böyle olsa(m) keşke!